3 Ekim 2010 Pazar

10. Sakinleştirmek ve rahatlatmak


Hekimin bilgisi tanı ve tedaviyi sağlar. Bu doğru! Ama hastayı tedavi eden ne yalnız bu bilgi, ne de o bilgiden kaynağını alan ilaçlar ve diğer tıbbi girişimlerdir. Onu gerçekte iyileştiren "bilgi"den çok "ilgi"dir.

Kitabın onuncu bölümünde üç kişi arasında yaşanan, üstelik üçüncünün telefonun diğer tarafında olduğu bir diyalog var. Bu üç kişiden birisi de Dr.Sachs. İki kişiden erkeğin adı Ray, kadının adı Catherine ya da günlük dildeki söylenişiyle Kate.

Dr. Sachs onlar için yalnızca "Bruno". Bilgisine güvenilen ve danışılan bir dost, arkadaş.

Ray'ın göğsünde bir sorunu var. Onların başka bir doktorları var. Bunun kötü bir şey olması olasılığından söz etmiş ve daha üst bir kuruma yönlendirmiş.

Bruno'dan bir arkadaşları ve hekim olarak istedikleri o söylenenin "doğrulanması" ya da aslında "yanlışlanması". Bruno yani Dr. Sachs bunu yapabilecek durumda değil. Çünkü telefonun diğer ucunda. Ama başka bir şey yapabilir. Onun kaygılarını gideremese de "sakinleşmesini ve rahatlamalarını" sağlayabilir. Bir dost, bir arkadaş olarak bu onun görevi. Aslında bir doktor olarak da görevi.

Bu bölümde anlatılanlara benzer yüzlerce, binlerce örneği hekimlik pratiğim sırasında sürekli olarak yaşadım. Aslında aktif hekimlik yapmamama karşın şimdi de yaşıyorum. Çünkü bu da hekimliğin gerekleri, hekimlerin görevlerinden birisi.

Kendimle ilgili bilgim dahilinde olmayan bir sağlık sorunu ortaya çıktığında, artık hekimliğimin bir anlamı olmadığında, ben de herkes gibi Ray ve Kate'in yaptığını yapıyorum: Ulaşabildiğim, bilgisine ama daha çok da hekimliğine güvendiğim bir "doktor arkadaşımı" arıyor ve danışıyorum. Çoğunda burada olduğu gibi onun bana vereceği bilgilerden çok daha başka bir beklentim oluyor o anlarda. Onun bana ve anlattıklarıma, sorduklarıma verdiği "önem"i ölçüyorum. Tepkileri beni rahatlatıyor ya da doğru kararlar almamı sağlıyor genellikle. Üstelik neler söyleyeceğini çoğu zaman tahmin ettiğim halde bunu yapmayı istiyor ve yapıyorum. Sonuçta beklentim gerçekleşiyor ve "sakinleşip rahatlıyorum".

Daha doğrudan bir deyişle "görev ve işlem tamamlanıyor".

Ray olarak, Kate olarak, Mustafa olarak, Ahmet, Ayşe, bir inan olarak bu belki sağlık kurumlarından değil ama orada çalışan hekim ve sağlıkçılardan beklediğimiz bir görev ve hizmet.

Bunun onlar için bir maddi karşılığı yok; yalnızca onun hekimliğine ve mesleki gelişimine yönelik bir "deneyim" anlamında bir yararı olabilir. Bu tek yanlı "yarar"ın söz konusu olduğu bir hizmet biçimidir ve tüm diğer hizmetler gibi mutlaka karşılanmalıdır.

Bunun için bir "dost ya da arkadaş olunan" bir hekimin varlığı ve böyle bir ilişkiye sahip olmak gerekmez. Ülkedeki hekim sayısını ve dağılımını düşününce, bunun olanaksız olacağını da söyleyebiliriz. Ama herkesin "dost ve arkadaş gibi davranan" bir ilk basamak hekimi olması gereklidir ve bu bir "hak"tır: Hem böyle bir hekimin "varolması" bir haktır, hem de o hekimin böyle "davranması" haktır.

Hakkın gereğini yerine getirecek iki muhataptan birisi o hekimin bizim yanımızda, hemen ulaşacağımız bir yerde olmasını sağlayacak olan, adına "sosyal devlet" dediğimiz organizasyon yani "sistem", diğeri de onun görevlendirdiği, görevlerini ve sorumluluklarını bilen ve eksiksiz yerine getiren "hekim"dir.

Bizim bir vatandaş, yurttaş olarak sorumluluğumuz ise öyle bir sistemi gerçekleşmesine yönelik yaptıklarımızdır:

Örneğin bunları böyle yapacak "karar vericileri belirlemek"tir; onların bunları yapabilmesi için gerekli kaynakları sağlayabilmek için "dayanışma" amaçlı toplanan "vergilerimizi eksiksiz" ödemektir; o kurumlara ve o kurumlarda çalışan sağlıkçıları "sahiplenmek ve desteklemek"tir; onlara uygun çalışma koşulları sağlanması ve yalnız bizlerle uğraşabilmeleri için onların sorunlarına yönelik gösterdiğimiz "duyarlılık ve onlarla birlikte davranmak" yalnız bırakmamaktır; kendi "sağlığımızı olabilecek en üst düzeyde tutmak" için gösterdiğimi çabalardır; sorunları erkenden çözecek kadar uyanık olmak, "yerinde zamanında onlara ulaşmak"tır...

Bunların hepsini hepimiz her zaman ve doğru bir şekilde yapamayabiliriz. Ama yapamasak da onların bizi "sakinleştirmek ve rahatlatmak" görevleridir. Sorun ne kadar büyük, ciddi ve sancılı olsa da bu bizim için bir "gereksinim"dir; mutlaka sağlanmalı ve olabildiğince eksiksiz yerine gelmeli, getirilmelidir.

Uygulamada bu "nasıl olabilir ve neler yapılmalıdır" diye sorulabilir.

Öyle bir hekime sahip olunduğunda ona bu beklenti ifade edilmeli, bu tür durumlarda ona nasıl başvurulacağı, her zaman, her yerde başvurabilmeyi sağlayacak yol ve yöntemlerin neler olduğu ondan öğrenilmeli ve bu konuda anlaşmalı ve bir uzlaşmaya varmalı, gerekli olan bilgiler sağlanmalıdır.

Bu bir "telefon numarası" olabilir. Hizmet sırasında özel olarak ayrılmış bir zaman olabilir. Bir buluşma mekanı olabilir. Önceden belirlenmiş ve ilan edilmiş bir eğitim ortamı ve yeri olabilir. Yüz yüze görüşmeyi ve konuşmayı sağlayacak ve duruma en uygun, kişilerin zaman ve emeğini gereksiz biçimde tüketmeyecek, gerkesiz rahatsızlıklara yol açamayacak ve başkalarının herhangi bir hakkını ihlâl etmeyecek, dolayısıyla zarar vermeyecek her türlü yol ve yöntem bu amaçla belirlenebilir.

Bu olanağa sahip olmanın kendisi ve bunun bilinmesi bile başlı başına bir "sakinleştirici ve rahatlatıcı" unsur olduğu unutulmamalıdır.

Hekimlerin iyiliğini ve iyileştirme gücünü sahip oldukları bir çok özellikleri belirler. Bence bunlardan birisi de "özel telefon" numarasının hizmet sunduğu kişilerin, sayısal ve oransal olarak ne kadarında bulunduğudur. Bence "en iyi hekim onu her an arayabilecek en çok insanla tanışık olan, arkadaş ya da dost olan hekimdir". Hele hele bunların çoğunluğu bir "çıkar" umudu ya da beklentisiyle verilmemişse.

Aynı ölçüyü sağlık hizmetinden yararlanan kişiler açısından da sormak mümkündür: "Sizin cebinizde, ajandanızda, rehberinizde 'her zaman ve her koşulda' arayabileceğiniz, ulaşabileceğiniz bir hekiminiz var mı?"

Peki ya sizin var mı?

Eğer yoksa hemen bir tane edinmek için şimdi harekete geçmelisiniz.

Ray'leri, Kate'leri, Bruno'ları çoğaltmak için.

"Kendimiz için, hepimiz için":

"Eylem! Şimdi!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder