10 Ekim 2010 Pazar

3. Klinik Muayenenin önemi



"Martin Winkler" kitabının başlangıç bölümlerinin birinde tıpkı hekimlerin tıp fakültesinin 3. sınıfından sonra hemen hiç ellerinden düşürmedikleri "muayene(prepödetik) el kitabı"nda olduğu gibi bir hekimin bir hastasını muayene ederken yaptığı herşey öykülendirilerek ama ayrıntılarıyla anlatıyor.

Bu bölümü okurken birden yıllar öncesine, öğrencilik günlerine gittim.

İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) Dahiliye Kliniği'nde her ikisi de bugün yaşamda olmayan Ercüment hoca ile Cihat hocanın bu dersi, dolayısıyla hasta muayenesini bize öğretmek için, kimi kere çok ama çok zorlayarak nasıl gayret ettiklerini anımsadım.

Bizim için sabahın köründe okula gelirlerdi. Sabahları saat 07.00'de yoklama yapılıp, mesai başlamadan derse başlanması çok zorumuza giderdi. Onları öğrenciyi anlamayan, antidemokratik davranan, hocalar sayardık, kızardık onlara. Yoklama korkusu baskın çıkardı ve giderdik. Çok zordu, öğrenmesi, akılda tutması ve yapması. Ama "hekimlik mesleği"nin ancak böyle öğrenileceğini o zaman öğrendim. Çok uğraştılar ama temel hasta muayenesi hem teorik hem de pratik yanıyla çok güzel bir şekilde öğrettiler.

Bir hekim herhangi bir dalda uzman olabilir; ama hekimliğinin temeli bence budur. Bunu iyi bilmiyorsa, gerektiği şekilde yapamıyorsa ya da yapmıyorsa, kendi alanında isterse dünyanın bir numarası olsun bence hekim değildir. Farkı bu muayenedeki yaklaşım yaratır.

Bu yazıları okuyan, hekim ya da sağlıkçı olmayan insanlara sesleniyorum. Eğer “Sachs’ın Hastalığı” kitabını okuduysanız ya da bu kitaba sahipseniz bir daha açın ve bu bölümü ezberleyene kadar defalarca okuyun. Çünkü hastayı muayene etmek hastayla kurulacak olumlu bir ilişkinin en temel araçlarından birisidir aynı zamanda.

Muayenenin evrelerinin, olmazsa olmazlarının ne olduğunu oradan iyice öğrenin. Hatta size bu muayene biçimlerine hekimlerin verdikleri adları da açıklayarak anlatayım:

Hastanın şikayetinin sorulması, o şikayetinin ve hastanın sağlığıyla ilgili geçmişe yönelik öyküsünü almaya "anamnez almak" deniyor. Bu sırada kurulacak sözel ilişki ve hastanın kendisini ifade etmesine olanak tanınması hastanın sadece bir hasta değil aynı zamanda bir insan olduğunu göstermek, anlatmak açısından önemlidir. Hasta hekim tarafından böyle görüldüğünü anladığında tüm bu sürecin olumlu bir şekilde sonuçlanacağı düşüncesine varacaktır.

Bunların hasta dosyası ya da kartına kaydedilmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Özellikle izleme ve hastalığın gidişini gösterme bakımından çok yararlıdır ve olabilecek en ayrıntılı bir şekilde ve aksatmadan, dahası bir düzen ve sıra dahilinde mutlaka yapılmalıdır.

Hastanın "protokol defteri" denilen muayene kayıt defterine kaydedilmesi ve oraya bazı önemli notların konulması önemlidir ama yeterli değildir. Hastanın hatta hasta da olmak gerekmez her insanın sağlık geçmişinin yer aldığı bir "kişisel sağlık kartı/dosyası" mutlaka olmalıdır. Daha önce söz ettiğimiz "sağlık ocakları"nda bu kartına adı "kişisel sağlık fişi"dir. Onun üzerinde kişinin doğumundan ölümüne her türlü kayıt yer almaktadır.

Günümüzde bu bilgilerin bilgisayar kaydı yapılmaktadır. Ancak elektronik ortam hem "muhafaza" hem "mahremiyet", hem de sonrasında yapılabilecek "gerçek dışı değişiklikler" bakımından güvenli değildir. Bu bakımdan eğer bu biçimde bir kayıt yapılmışsa hastaların böyle kayıt tutan kurumlardan gerekirse bedelini ödeyerek tıbbi bilgi ve kayıtlarının bir "kopyasını ya da elektronik çıktılarını istemeleri bir haktır" ve yerine getirilmelidir.

Bunlardan sonra muayeneye başlanması gerekiyor.

Muayene yapılırken hastanın mümkün olduğunca soyunması gerekli ve yararlıdır. Eğer istiyorsa muayene sırasında engel olmayacak tek kullanımlık "önlük benzeri" muayene giysileri talep edilebilir. Ya da bunun temizliğinden emin olamayan titiz hastalar kendilerine ait bu tür bir rahat, bol, temiz bir tek parçalı giysiyi muayene yapılan yere götürmelidirler. Soyunma işleminin ayrı bir bölmede ya da bir paravanın arkasında yapılmasında yarar vardır. Ayrıca muayenenin yapıldığı yerde ortam ısısının da buna uygun olması gereklidir. Tabii aydınlatmanın da; çünkü o da her şeyin açık, net ve doğru görülmesini sağlayacaktır.

Muayene için hastanın bunun gerekli olduğunu anlaması ve onay verdiğini göstermesi gereklidir. O nedenle her muayeneden önce "muayeneyle ilgili gereklilik, muayenenin nasıl yapılacağı ve neleri içereceği hastaya anlatılmalı ve hasta aydınlatılmalı, sonrasında da izni ve onamı alınmalıdır".

Hastanın muayene odasına girmesinin burada yapılacak temel işlemleri kabul ettiği anlamına geldiği iddia edilse de, bu işlemlerle ilgili bilgisinin olmayabileceği düşünülerek bu bilgilendirme mutlaka yapılmalıdır. Hastayı istemi ve rızası dışında muayene etmek de etik yönden de hukuki açıdan da yanlış bir uygulama olacaktır.

Kadın hastalar eğer hekimin yardımcısı bir hemşire yoksa bizim ülkemizde yanında soyunmaktan utanmayacakları bir yakınlarıyla birlikte muayeneye olmaları onları rahatlatacaktır. Eğer bunu hekim önermemişse, hasta veya yakınının bunu talep etmesi uygun olacaktır. Eğer hekimle daha önceden bir tanışıklık dolayısıyla "güven ve rahatlık" söz konusuysa buna gerek olmayabilir.

Muayeneye başlamadan önce hekimin muayene yerinin ve kullanılan araç gerecin "temiz ve mikroptan arındırılmış" olduğunu göstermesi, hissettirmesi önemlidir. Bu amaçla muayene yatağının üzerindeki örtünün "tek kullanımlık"(disposibl) olması, muayene kullanılan "dil basacağı" (abeslang)nın yine "tek kullanımlık" olması ve steril paketinden paketi açarak alınması, yine muayene sırasında kullanılan diğer araç gerecin temizliğini gösterir işaretlerin olmasında muayene işleminin sağlıklılığı açısından yarar vardır.

Bu nedenle kitapta anlatıldığı üzere "hekimin muayeneden önce hastanın yanında ellerini yıkaması, kurulaması ve ısıtması" önemlidir.

Muayene sırasında genellikle ilk yapılan şey, halk arasında "tansiyona bakmak" denilen "atardamarlardaki (arter) kanın basıncı"nın yani kalbin basınç kuvvetinin ölçülmesi ve başta mikrobik hastalıklar olmak üzere bir çok hastalık konusunda çok önemli bir veri sağlayan vücut ısısının, dil altına konulan bir "derece" ile ölçülmesidir. Sırası böyle olmayabilir ama hastanın yaşı kaç olursa olsun bunlar mutlaka yapılmalıdır. Günümüzde bu işlemler sağlık ekibinin içinde yer alan, adına "hemşire" denilen görevli tarafından "muayene öncesinde" yapılmaktadır.

Bu uygulamanın bazı yararları olmakla birlikte, hastalar açısından değerlendirildiğinde hekimle kurulan ilk ilişkinin olumluluğu ve yukarıda söz ettiğimiz güvenin ve hatta rahatlığın sağlanması bakımından daha önemli olabilir.

Hekim muayenesine başlarken genellikle "tanışma ya da el sıkışma" sırasında muayene ettiği kişinin nabzını da tutar. Kalbin dakikadaki atım hızı anlamına gelen "nabız sayısı ve ritmi" hekimin hastanın bileğini tutarak yaptığı muayenenin adıdır ve bir çok anlam taşımaktadır.

Bundan sonra bedenin ve nefes almak gibi yaşamsal eylemlerin "gözle bakarak" muayenesi yapılmalıdır. Bunun tıbbi adı "inspeksiyon"dur. Aslında deneyimli hekimler hastaları kapıdan girdikten sonra bu "gözle bakma" muayenesini sürekli yaparlar ve bir çok bulguyu o sırada saptarlar. "Anlam çıkarmaya yönelik bu bakış" sırasında, hastanın bazı yakınmalarının ipuçları saptanacağı gibi, belki de hastanın farkına varmadığı bir çok sistemin olası so-runları bu sırada anlaşılır.

Dıştan genel bakış dışında yakınma yerinin mümkünse bir yardımcı araç kullanarak; örneğin ağız, boğaz için "dil basacağı ve ışık", derideki bazı bulgular için "büyüteç", yine derideki çeşitli bulgular için "saydam baskılar", daha zor ulaşılan yerler ve göz için için "özel elektrikli ya da elektronik araçlar" (örneğin oftalmoskop) kullanılabilir.

Daha sonra her hekimin sırasını kendisine göre belirlediği "dinleme aleti"(stetoskop) ile "kalp (göğüs), solunum (göğüs ve sırt) ve batın (karın) seslerini dinleme işlemi" (oskültasyon), muayene edilen yere el ve parmaklarla dokunarak ve bastırarak yapılan "elle muayene işlemi" (palpasyon) ve son olarak bir eli bedenin muayene edilecek ve altında "boşluk ya da bir kitle olan" yerine koyup diğer elin bir ya da birkaç parmağıyla elin üzerine vurup "çıkan sesi ve yansımasını dinleme işlemi"(perküsyon), sonrasında hareketimizi sağlayan eklemlerin, kol ve bacaklarımızın, ayrı ayrı ve dikkatle muayeneleri hastanın yakınması ne olursa olsun tam bir muayenenin olmazsa olmaz unsurlarıdır.

Muayene sırasında hastaya dokunarak kurulacak ilişki de en başta onun en azından bilinç altındaki "dokunulmaması gereken bir hasta" olduğu yolundaki düşünceyi giderecektir.

Tam bir klinik muayene hastanın "tepeden tırnağa" muayene edildiği izlenimini vererek de olası başka-gizli hastalıkları olmadığı düşüncesinin uyanmasını sağlayacaktır. Bunun ötesinde kuşkusuz gerçekten birçok ciddi hastalığın erken tanısı dolayısıyla hastanın gecikme nedeniyle göreceği zararları ortadan kaldıracaktır.

Bunlardan herhangi biri yapılmadan bir muayene bitirilmişse o muayene "eksik bir muayene" sayılmalıdır. Ancak bu muayeneler aynı hekim tarafından çok yakında yapılmışsa ve herhangi bir olumsuzluk saptanmamışsa ve önceki muayeneden sonra bunlarla ilgili yeni bir yakınma yoksa yapılmaması hoş görülebilir.

Bunları benim öğrendiğim dönemin üzerinden 30 yıldan fazla zaman geçti. Ama çok değil 1-2 yıl öncesine kadar o zaman çalıştığım kuruluşa stajyer öğrenciler uygulama için geliyorlardı. Onlarla genel tıp ve kendi alanımla ilgili konuşuyordum. Hemen hiç biri hastayı ne genel, ne de yakınmasına göre özel olarak muayene etmeden, hastanın bir yakınmasına göre hemen çeşitli tetkiklere yöneliyorlardı.

Çoğunlukla hastayı muayene etmeyi düşünmüyorlardı bile. Bunun iki nedeni olduğunu düşünüyorum: İlki bence ne yazık ki yeterli bir şekilde "temel tıp eğitim" almıyorlar. Aşırı bir şekilde uzmanlaşmaya yöneliş, genel tıp bilgisinin öğrenilmesini ve öğretilmesini ortadan kaldırıyor. Sonunda bu bilgiler yalnız o alanın uzmanlarının bildiği bilgiler olarak kalıyor.

Oysa her hekim uzmanlık alanı ne olursa olsun önce "hekimdir ve genel tıp bilgisine en temel uygulamaları yapabilecek kadar bilgili, deneyimli ve hakim olmalıdır". Aslında bu da yetmez, uzmanlık alanıyla birlikte genel tıp bilgisini de güncelleştirmeli, yenilikleri öğrenmelidir.

İkincisi temel nedenin de "tıbbın ticarileşmesi" olduğunu düşünüyorum. Çünkü rutin olarak yapılan bu işlemlerden inanılmaz miktarlarda para kazanılıyor ve para kazandırılıyor. Tıp fakülteleri artık bilimi bulmaya ve öğretmeye değil, sağlık hizmeti vermeye ve bundan para kazanmaya programlanmış durumda. Tıp öğrencileri bu ortamda yetişiyorlar, sisteme uyuyorlar ve onlara öğretilenleri yapıyorlar.

Temel ve sistemik muayeneden sonra hastanın yakınmasına odaklaşan ek muayeneler ve gerekli ise incelemeler yapılmalıdır. Bu noktada da en önemli olan ilke gündeme gelir:

"Hasta hekim ilişkisinde en önemli kurallardan birisi 'önce ona zarar vermemek'tir."

"Zarar" kavramı en geniş anlamıyla alınmalıdır. Yapılan müdahale ve uygulamalarla doğrudan hastanın bedenine ya da kesesine zarar verilebileceği, bunların geç ya da uzak olumsuz etkilerinin olabileceği unutulmamalıdır.

Bilinir örnektir; eğer bir idrar tetkikiyle kanıtlanacak bir klinik tablo için kan tetkiki yapmak da yanlış, riskli ve dolayısıyla zararlı bir uygulamadır. Çünkü koldan ya da bacaktan bir damara girilerek oradan kan alınması "bir bedene yönelik girişim" olduğu için her girişimde söz konusu olan temel riskleri taşımaktadır.

Bu eylem sırasında olacak "yan etkiler ve olumsuzluklar" (komplikasyon) bir yana hiçbir olumsuzluk olmasa da cilt üzerinden damara yapılacak bu gereksiz müdahale hukuki olarak bir "haksız fiil"dir ve suç oluşturur.

Benzer olarak, gerekli olmayan bir "tomografi ya da MRI (Manyetik Trezonans Görüntülemesi) incelenmesi" sırasında hastanın 30-40 dakika kendisinde ciddi sıkıntı yaratacak "mezar" gibi kapalı bir mekanda yalnız kalması da başlı başına bir zarardır.

Ayrıca bu tetkiklerin sonuçları alınana kadar geçen zamanda hastanın beklerken düşündüklerinin verdiği sıkıntı da vardır. Çünkü istenen her tetkik bir hasta için hastalığının ciddiyetinin bir göstergesidir. Tüm bunlar ancak aydınlatılmış onam alındığı koşullarda yapılmalıdır. Ama ne yazık ki genellikle bu da yapılmamaktadır.

Herhangi bir laboratuar incelemesi ve tetkik ancak hastaya yararlı olacağı, bizim olası tanılar arasında ayırt edici ya da kesinleştirici etkisi olacağı zaman kullanılmalıdır. Her tür müdahale için olmazsa olmaz iki temel gereklilik vardır. Bunlardan birisi ondan hastanın bir yarar sağlayacak olması ya da olası bir olumsuzluğun öngörülerek engellenecek olması, ikincisi de bunun hastaya anlatılıp "bilgilendirilmiş rıza"(aydınlatılmış onam)ının alınarak yapılmasıdır.

Tabii ki bu işlem için gerekli koşul ve ortamın, gerekli donanımın bulunması, ayrıca onu yapmaya yetkili ve bilen bir sağlık elemanı tarafından yapılması bu işlemin gerçekleşmesini sağlayacak diğer unsurlardır.

Ayrıca gereksiz her tür incelemenin ve araştırmanın, ortak kaynaklardan zaman, emek ve para harcanarak yapıldığı unutulmamalıdır. Sağlık hizmetlerinin giderlerinin giderek büyümesinin temel nedenlerinden birisi budur. Bunu hasta çok istese bile onu bu işlemin neden gerekli olmadığı konusunda aydınlanması sağlanarak işlemin yapılmaması sağlanmalıdır.

Bu noktada hastanın da uygun göreceği bir başka hekimin görüşünün alınması (konsültasyon) gerekirse yapılmalı ama hasta istiyor ve hekim de bundan belirli kazanç elde ediyor diye gereksiz bir işlem, tetkik ve müdahalenin yapılması yalnız "etik bir kusur" değil aynı zamanda "yasal bir suçtur" da.. Hiç kimse bir suçun "faili, azmettirici ya da ortağı olmak" istemez. Söz konusu olan kendi canı da olsa.

Her baş ağrısında manyetik rezonans istenmemelidir. Ama her beyin tümörlü hastanın da bunun olası en erken tanısının konulmasını talep etmeye hakkı vardır.

İşte temel ayrım noktası hekimin muayene ile saptayabileceklerinin en sonuna kadar kullanılıp kullanılmadığıdır. Bunları yapabilen bir hekim hasta açısından bir güvencedir. O hekimin tüm muayeneler sonucunda bu olasılığı dışarıda bırakamadığı için manyetik rezonans ya da başka gelişmiş incelemeyi yapması ve hastayı bu kararına gerekçeleriyle dahil etmesi ve incelemenin yapılması hastanın hakkıdır. Bunların dışındaki bir tutum ise sonucu olumlu olsa bile önce bir hak ihlali, sonra da israftır.

Tüm bunları yapabilmek için yeterli zamanı ayırmak, bunu yapabilecek ortam, koşul ve olanaklara sahip olmak gereklidir. Zaman çok değerlidir. Her şeyi yeniden elde edebiliriz ama geçip giden bir zamanı yeniden yaşamak söz konusu değildir. Bu nedenle hem hasta ve ya-kınları açısından, hem de ona hizmet veren hekim ve sağlıkçı açısından bunun ortam, koşul ve olanaklarının yaratılması gerekir. Günümüzde bunun için bulunmuş en uygun ve en çok uygulanan yol bu zamanı tanımlamak ve bu konuda anlaşmaktır. Bunun adına "randevu vermek" ya da "randevulaşmak" diyoruz.

"Sachs’ın Hastalığı" kitabının "muayene" ile ilgili bölümünde bundan da söz ediliyor ve nasıl yapılması gerektiği not ediliyor. Üstelik randevuyu hekimin veriyor olması da kanımca özellikle kurgulanmış ve olması gereken bir durum. Kitapta olduğu gibi kimi gereksiz aramalarla karşılaşma olasılığı olsa da sorunun anlaşılması gerekli hazırlıkların yapılabilmesi bakı-mından da randevulaşma sırasında gerçekleşen bu diyalog oldukça önem taşımaktadır.

Hastanın "tam bir klinik ve sistemik muayenesi" çok önemlidir. Uygulama ve çalışma koşullarına ilişkin herhangi bir gerekçe ile ertelenmemeli, ısrarcı olmalı ve yapmaktan vazgeçmemelidir. Unutmayalım, hekim olmanın getirdiği çok büyük sorumluluklar vardır. Bu yalnız hastaya yönelik değil, aynı zamanda toplum sağlığına ve hekimlik mesleğine yönelik sorumluluktur.

Hekimlik için eskiden "iki tık tık, bir şık şık" yapılan iş denirdi, şimdi hastanın yüzüne bile bakmadan reçete verilmesi ya da onlarca tetkik istenen bir "yazıcılık" durumuna gelmesinin önüne geçecek tek uygulama Dr. Sach'sın "sizden, mümkünse soyunmanızı ve uzanmanızı rica edeceğim" sözünün her muayene de en az bir kere söylenmesi olacaktır.

Hasta kayıtları

Kitabın "Muayene" bölümünde de ortaya konulduğu gibi Dr. Bruno Sachs hastalarıyla ilgili olarak düzenli kayıtlar tutuyor. Bunlar hazır formlar değil. Boş kareli bir kağıda yazıyor. Birçok doktorunkinin tersine yazısı düzgün. (Neden doktorların yazısı kötü ve okunmaz bunu düşünelim ve belki başka bir yazıda tartışalım.) Özel kalemleri var. İyi yazması önemli olan kalemleri. Filmde de bunun özellikle altı çizilmişti.

Hastalarımızla ilgili kayıtları düzgün tutmak çok önemli. Yargıtay Emekli Üyesi Sevgili Çetin Aşçıoğlu bu kayıtları bir yargıcın kararının gerekçesine benzetir. Herhangi bir kararın gerekçeli olması gerektiğini söyler. Yargıcın kararının gerekçeli olmasının, onu sorumlu kıldığını gösterdiğini belirtir. Biz hekimler için de öyledir. Neyi, neden ve nasıl yaptığımızı, hastayla ilgili bulguları nasıl değerlendirip ne düşündüğümüzü o kayıtlar ortaya koyar.

Aslında bu kayıtlar yalnız bizim için değil hasta için de bir güvencedir. Çünkü bir hata yapılıp yapılmadığını bu kayıtlar ortaya koyar. Bu kayıtlara göre yanlışlar olabildiğince erken fark edilip gerekli değişiklikler yapılır.

Tuttuğumuz hasta kayıtları aynı zamanda hastalarındır. Bizler hekim olarak onları muhafaza ederiz. Eğer isterse o bilgileri görme, doğrulama, değiştirme ve bir örneğini isteme hakkı vardır. Her şeyden önce bunlar hastaya ait bilgileri içerir.

Ülkemizde halen yürürlükte olan "Hasta Hakları Yönetmeliği"nin 16. maddesi hekimin tuttuğu kayıtları ve dosyanın bir örneğini hastanın alabileceğini söyler. Çünkü onlar aslında ona aittir. Kopyası çıkarılabilir her şeyin, varsa ya da gerekiyorsa kopyasını çıkarma maliyetine katlanarak hastanın edinebileceği, dahası bu kayıtların üzerinde eğer yanlışlar varsa değişiklik talebinde bulunabileceğini belirtir.

Hasta ya da hekim olarak aslında pek de özen göstermediğimiz, hasta kayıtları ve dosyaları üzerinde kafa yormalı, iyice düşünmeliyiz.

Hastaya ve hastalığa ilişkin hekimin bulgu ve değerlendirmelerini içeren bu kayıtları tutmak neden önemlidir? Neden bu kayıtlar aynı zamanda hem hastalara aittir ama hekimler (sağlık kurumları) tarafından saklanır? Bunların doğru ve gerçek yanıtlarını bulup, bunu hem hasta hem de hekim olarak bilincimize çıkarmalı ve doğru tutulması için gereken özeni bir davranış haline dönüştürmeliyiz.

Eğer ülkemizde basamaklı sağlık sistemi gerçekleşmiş olsa, Dr. Sachs gibi belirli bir hasta grubundan sorumlu olsak, daha doğru bir deyimle sağlık ocakları ve sosyalizasyon sistemi bu ülkede uygulansa ne kadar iyi olurdu.

Ocaklardaki ev halkı tespit fişi ile birlikte kişisel sağlık fişlerinin bir arada kullanıldığı o doğru ve güzel sağlık hizmet modelini her yerde ve sürekli uygulayabilseydik keşke. O zaman herkesin tüm yaşamı ve sağlığıyla ilgili kayıtlar yaşam boyu en düzenli şekilde tutulmuş olurdu. Bir hekim gidip, yerine başka hekim gelse de hasta açısından bir şey fark etmezdi. Sağlığından sorumlu olduğu bireye hizmet vermekle yükümlü ama hiç tanımayan bir hekim de o kayıtlara bakarak onun "sağlık geçmişini" kolayca bilebilirdi.

O fiş ve kayıtların ne kadar işlevli ve yararlı olduğunu ben yaşayarak gördüm. Hekimlik yapmak gerçekten o zaman çok daha kolay. Hastaları birer numara olmaktan da, herhangi biri olmaktan da o kayıtlar kurtarır.

Tek başın çalışıldığında da başvuran her hastanın kayıt edildiği protokol defteri de hekimlerin mesleki pratiği açısından önemli bir yere sahiptir. Ama asıl önemli olan hastanın bireysel kayıtlarıdır. Ayaktan izlendiğinde de, bir sağlık kurumundan yatarak izlendiğinde de bu kayıtlar doğru ve düzgün tutulmalı, ihmal edilmemelidir. Hastaya yapılan her işlemle ilgili bilgilerin orada bulunması sağlanmalıdır.

Şimdi artık çalıştığımız yerlerde bilgisayarlar var. Kayıtlarımızı manyetik ortamlarda tutmaya başladık. Bunlar hem bizim çalışmamızı değerlendirmeye, hem de hastaların bu bilgilerinin her gerektiği yerde ulaşılmasına olanak tanıyor. Bu bilimsel ve teknolojik gelişmelerden yine hizmetten yararlananlar lehine yararlanılmalı, bu bilgilerin tıpkı bir "kredi kartı" gibi bir sistemle sürekli olarak hastanın yanında bulunmasını sağlayacak bir olanak hem bu bilgilere her zaman ve her yerde ulaşılmasını, hem de bilgilerin asıl sahibi ile onları saklayanın aynı kişi olmasını sağlayacaktır.

Kuşkusuz teknolojik olanakların ve elektronik ortamın doğuracağı, "mahremiyetin ihlâli", "bilgilerin çıkar amaçlı kullanılması" ve "bunların herhangi bir sorun durumunda geriye dönüp kolaylıkla değiştirilmesi" gibi sorunlar da vardır. Ama bunların hepsi çözümü olanaklı ve olası konulardır. Daha çok kafa yorarak bu tür sakıncaların giderilmesi gereklidir. Bunlar gerçekleşene kadar insanların "sağlıkla ilgili kayıtları" düzenli olarak yazılı biçimde tutma zorunluluğu ortadan kalkmayacaktır. Dolayısıyla nerede ve nasıl tutulsun, bu kayıtların tutulması ve sak-lanması hem hizmetten yararlananın hem de ona hizmet verenin sorumlu olduğu konulardan birisi olmalıdır.

Dr.Bruno Sachs'ın kayıtları keşke yayınlansa da bu söylediklerimi daha iyi anlayabilsek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder