7 Ekim 2010 Perşembe

6. Çocuklarla ilişki


Dr. Sachs'ın 2-3 yaşlarındaki küçük kız Amélie ile diyalogu:

-"Ben doktor Sachs'ım, beni daha önce görmüştün. Fakat uzun zaman oldu, belki hatırlamıyorsun. Bu sefer annen seni aşı olmak için değil, iyileşmen için getirdi. Yatırılmayı sevmediğini biliyorum. Küçük çocuklar ve bebekler bunu sevmezler. Senin yaşındayken yabancılara güvenilmez.. "

Çocuklarla ilişki kurmak hekimler için de çok kolay değildir. Anneler için de çocukların bir sağlık sorunu olması ve onları bir sağlık kuruluşuna ya da bir hekime gitmek zorunda kalmaları çok zordur.

Hekimler çocukları korkutup ağlatmadan muayene etmekte çoğu zaman zorlanırlar. Anneler de muayene iyi yapılamayacak, sorun anlaşılamayacak, yanlış tedavi olacaklar diye kaygılanırlar. Kuşkusuz bu duruma ailelerin hekimlerle ilgili önyargıları; özellikle çocuklara yönelik olarak herhangi bir konuda uyarmaları sırasında korkutmayı bir yöntem olarak yeğlemeleri, "doktor" ya da "tıbbi işlemlerle" örneğin iğne, sünnet vb. çocukları korkutmaları da önemli etkide bulunur. Çünkü anne babalar da genellikle hekimden ve tıbbi işlemlerden korkarlar.

Doğrusu ben buna hekimlerin ve sağlıkçıların da bir ölçüde katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Aslında muayene sırasında yapılan işlemlerin çok azı insanlara acı verir. Acı, ağrı veren daha çok hastalıklardır. Uygulanan bazı tedavi ve işlemlerin de acı ve ağrı verdikleri doğrudur. Ama hekimlik bir anlamda "acıyı bal eylemek" değil midir. İşte marifet buradadır. Oysa hekimler ya kendilerini ya da yaptıkları işi çok önemsediklerinden, genellikle hastaları ve yakınlarını korkuturlar. Gerçi korkunun ecele faydası yoktur. Ama hekimlerin büyük bölümü eğer hasta ve yakınları korkarlarsa daha dikkâtli olacaklarını, söylediklerini daha özenli yapacaklarını düşünürler. Çünkü iyileşmek dikkât ve özen gerektirir. Başarısız olmak ise bir hekim için "olumsuz" bir özelliktir.

Diğer taraftan korku bağlanmayı sağlar. Hekime bağlanırsa devamlılığı olur. Bu da hekimlerin de, hastaların da yeğledikleri bir durumdur ve işleri kolaylaştırır.

Son bir neden ise sağlığın ticarileşmesidir. Eğer korku olursa tanı ve tedavi yöntemlerini rahatça uygulamak ve bundan bir çıkar elde etmek söz konusu olur.

Tüm bunların sonucunda hekimler "korkan" hasta ve yakınlarını yeğlerler. Çünkü "korkmak" demek bilginin azlığı demektir. Bilgisi az olanlar ise kolay tahakküm altına alınır, üzerlerinde daha kolay egemenlik kurulabilir.

İşte hekimlerin tümünün burada anlattığımın tam tersine bir tutum içinde olmaları olması gereken, istenen ve özlenen bir durumdur. Bu tutum aynı zamanda sorunla baş etmeyi de kolaylaştırır. Çünkü "korkan" insanlar daha baştan "eksi/eksik" bir durumla başlamak durumundadırlar.

Hastalar, yakınları, sağlıklarını düşünen kişilerin, sağlıklılığını yitirmekten, sağlık kurumlarından, hekimlerden, sağlıkçılardan, hastalıktan, tanı almaktan, tedavi olmaktan, kontrol ve izlemelerden korkmamaları gerekir. Bunu sağlayacak olan, onlara tüm bunlarla ilgili bilgileri sunacak olan hekimlerdir.

Hekimler genellikle işlerini iyi yapmaya özen gösterirler ama hasta ve yakınlarıyla "empatik" bir ilişki kurma konusunda zorlanırlar. Bunda çalışma ortam ve koşullarının, özelikle de zamansızlığın büyük payı vardır. Tabii bu konuda özel eğitim alınıp alınmamış olması da önemli rol oynar. Ne yazık ki eğitim sırasında bir çok şey öğretilir de, hastayla ilişki ve iletişim sıklıkla "es geçilir". Dahası hekimlerin bazıları bunu yapmak istemezler bile. Onların "iyi hekimlik" dediği genellikle "doğru tanı, doğru tedavi"yle sınırlıdır.

Çocuklar yalnız hekimleri değil ilişki kurdukları insanları çok daha erken anlarlar. Çünkü onlar "duyguları okumayı" öğrenirler öncelikle. Kendilerine "iyi, güzel, yumuşak, içten ve sevgiyle yaklaşanla" böyle davranmayı kolaylıkla ayırt ederler.

Bir ikinci nokta da "sorunu olduğu zaman" karşılaşmakla "iyi ve sağlıklıyken" karşılaşmak ve ilk karşılaşmada ne yapıldığı da belirleyici olur. Hekimler izledikleri çocukları iyi oldukları sırada tanımalıdırlar. İlk tanıştıklarında onlara acı ya da sıkıntı verecek şeyler yapmamalıdırlar. Karşılaşılan mekanın ve o sıradaki görünümün de çok büyük önemi vardır.

Sürekli bir birinci basamak hekimi ya da sağlık kuruluşu olan kişiler bu bakımdan da büyük bir kolaylığı yaşarlar. Doğru olan da budur. Ama buna sahip olmayanlar, çocukları için, onları sürekli izleyecek "bir hekime" sahip olmalıdırlar. Böyle bir hekimin varlığı hem çocukları, hem anneleri, hem de hekimleri rahatlatır. Sorunların ya küçükken, ya da erken çözümlenmesini, dolayısıyla, ağrının, acının ve sıkıntının ya hiç olmamasını ya da çok az olmasına yol açar. Aslında "hekimlik" de bu şekilde yapılırsa daha güzel ve keyiflidir. Hekimler çocukları "iyileştirirken", çocuklar da hekimleri "iyi"leştirir. "En iyi" hekimler en çok iyi çocuğa sahip hekimlerdir.

Böyle olmadığında bir sağlık hizmeti verirken hekimlerin çocuklarla ilişki kurmak çok zordur. En başta çocuklarla kurulacak "sözel ilişki"de yaşanan zorluklar, çocukların kendileriyle ilgili olarak hekimler için önemli olacak bilgileri verememeleri, rahat bir muayene yapılamaması, anne babaların kafalarındaki kaygıların çok olması, genellikle bunun hem maddi hem de manevi bedelinin çok olması, sorunların anlaşılamamış, dolayısıyla yeterince yanıt alınamayacağı düşüncesiyle yaşanan tereddütler, çocukların hastalanmalarının suçunu kendilerinde bulunacağından kaynaklanan (ki çoğunlukla babalar, seyrek olmayarak da hekimler bunu özellikle annelere sık olarak söylerler) suçluluk duygusu ile yapılması gereken her şeyi yapma yönündeki istekler hem hekimleri hem de çocuğun yakınlarını, özellikle de anneleri zorlar.

Oysa bir çocuğun sağlık sorunlarının pek çoğu çözümlenebilir sorunlardır. Kitabın bu bölümünde de vurgulandığı gibi çoğunlukla hiçbir şey yapılmasa da bu sorunların bir çoğunu çocuk kendisi çözümleyebilir. Doğru bir yaklaşım ve ilişki kurulabilirse tıp hemen hemen tüm sorulara yanıt verebilir.

Olumlu ve bir ilişki ve diyalog en önemli noktadır.

Bunu yeterince yerine getiremeyen hekimler de çocuklara bakmaktan hoşlanmazlar ve bunu davranışlarıyla belli ederler. Eğer çocuklara bakmak istenmiyorsa bunun da açıkça belirtmekten çekinmemeli. Tıpkı hasta ve hasta yakınlarının "hekim ve sağlık kuruluşunu seçme ve belirleme hakkı" gibi, "acil durumlar dışında" hekimlerin de "hastalarını seçme hakları" vardır.

Günümüzde çocukların değişik hastalıklarıyla ilgili olarak değişik üst uzmanlık alanları oluşmuştur. Daha önce de belirttiğim gibi temel tıp eğitimi sırasında geleceğin hekimlerine insanlarla özellikle de çocuklarla nasıl ilişki kurulacağına ilişkin teorik ve uygulamalı eğitim ne yazık ki verilmiyor.

Özellikle çocuklarla uğraşan uzmanlık alanlarının eğitiminde de çocuklarla ilişkinin nasıl kurulacağının sistemli bir şekilde, hem kuramsal, hem de uygulama boyutuyla öğretilmesi, bence eğitimin çok önemli unsurlarından birisidir.

Önemli bir sorun da çocukları muhatap almamaktır. Onlarla değil, onların yanındakilerle, sıklıkla anneyle muhatap olur pek çok hekim. Çocuklar bunu da çok erken dönemlerinde fark ederler ve tepki gösteririler. Herkes gibi çocuklar da "adam yerine" koyulmamaktan, "insan sayılmamaktan" rahatsız olurlar. Henüz yasal olarak ergin sayılmayan çocuklara yapılacak tıbbi işlemler sırasında onlara bilgi verilmesi, aydınlatılmış onamlarının alınması ülkemizde yürürlükte olan "Hasta Hakları Yönetmeliği"nde özellikle belirtilmesine karşın be yazık ki uygulamada dikkat edilmeyen bir noktayı oluşturmaktadır.

( HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ (1998) Resmi Gazete 1 Ağustos 1998 Sayı:23420 Sayfa:67-76
Küçüğün veya Mahcurun Tıbbi Müdahaleye İştiraki
Madde26: Kanuni temsilcinin muvafakatinin gerektiği ve yeterli olduğu hallerde dahi, mümkün olduğu ölçüde küçük veya mahcur olan hastanın dinlenmesi suretiyle tıbbi müdahaleye iştiraki sağlanır.)

Buna göre çocuklara yönelik işlem ya da girişimlerde vasi ya da velilerin onayları koşul olarak getirilir. Söz konusu maddede açıkça belirtildiği gibi hasta çocuk bile olsa onun da bilgilendirilmeye ve yapılacak işlemleri kendi bilinç düzeylerine göre anlayarak katılımlarının sağlanması istenmektedir. "Amsterdam Hasta Hakları Sözleşmesi"nde de bunu özellikle ortaya konulmaktadır.

Çocuklara ve çiçeklere tıpkı "aşklar" gibi özen göstermek gerekir. Hele hele yapılan iş insanla ilgili ve insanlarla birlikte yapılıyorsa, dahası yapan bir hekimse ve çocuklara yönelik hizmet verilmesi gerekiyorsa, bu özen ve dikkat en üst noktada olmalıdır.

Bunu kolaylaştıracak her şey önceden düşünülmeli ve bu ortamlarda tıpkı "Amélie" adlı bölümde olduğu gibi bulundurulmalı ve o bölümde anlatıldığı gibi davranılmalıdır. Hem hekimler, hem de onlara hizmet almak üzere başvuranlar, bu hizmetlerin gerçekleştiği mekanlara bu yönden bakmalı, çocuklara hitap edecek nelerin olduğunu ve onlarla ilişkinin nasıl kurulduğunu gözlemlemeli ve buna göre davranmalıdırlar.

Çocuklar için ve onlara yönelik bir şeylerin olmadığı mekanlarda "çocuklara da yer yok"tur. Çocuklar bunu herkesten önce fark ederler ve tepkilerini gösterirler.

Çocuklarla ilişkisinde bu özeni göstermeyen sağlıkçıların çocuklara hizmet vermek zorunda bırakılmalarının hem çocuklar, hem de hizmet verenler açısından yararı olamaz.

İster ebeveyn, ister hekim ya da sağlıkçı olalım, yapacaklarımıza, yaptıklarımıza ve yapmamamız gerekenlere çocukların gözüyle bakalım. Bunun sorunları çözmeyi kolaylaştıracağına eminim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder